EMLAK

EY-Parthenon Raporu: Jeopolitik Belirsizlikler Türkiye İçin Stratejik Fırsat Yaratabilir

EY-Parthenon tarafından yayımlanan “2026 Jeostratejik Görünüm Raporu”, küresel ekonomi ve yatırım dünyasının önümüzdeki dönemde yalnızca ekonomik göstergelerle değil, doğrudan jeopolitik güç mücadeleleriyle şekilleneceğine işaret ediyor. Rapora göre artan belirsizlikler, küresel ölçekte bir “yatırım göçü” sürecini tetiklerken; Türkiye, bu yeni dengede avantajlı ülkeler arasında yer alabilir.

Küreselleşmeden Yerelleşmeye Geçiş

Raporda, küreselleşmenin yerini giderek yerelleşme ve korumacılık politikalarına bıraktığı vurgulanıyor. Ticaret kurallarının yeniden yazıldığı bu dönemde; kaynaklara erişim, bölgesel güç dengeleri ve siyasi bloklaşmalar, şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını doğrudan etkileyen ana faktörler haline geliyor.

“Süper güç” rekabetlerinin derinleşmesiyle birlikte, çok uluslu şirketlerin daha esnek, maliyet avantajı sunan ve jeopolitik riskleri sınırlı ülkelere yönelmesi bekleniyor. Bu çerçevede Türkiye; coğrafi konumu, genç ve dinamik nüfusu, üretim kabiliyeti ve maliyet avantajı ile öne çıkıyor.

2026’yı Şekillendirecek 10 Kritik Jeopolitik Gelişme

EY-Parthenon raporuna göre, 2026 yılında küresel sistemi etkileyecek 10 temel jeopolitik başlık; şirketler için yüksek risklerle birlikte önemli fırsatlar da barındırıyor. Jeopolitik dinamikleri stratejilerine erken ve doğru şekilde entegre eden şirketlerin, bu dönemde rekabet avantajı elde edebileceği vurgulanıyor.

“Yatırım Kararları Siyasallaşıyor”

Özge Gürsoy Büyükavşar, rapora ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

“2026 yılında jeopolitik dinamiklerin; üretim, ticaret, enerji, iklim politikaları ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere küresel faaliyet ortamını yeniden şekillendirdiğini göreceğiz. Sermaye tahsisi giderek siyasallaşıyor ve bu durum küresel finans sisteminin sınırlarını yeniden tanımlıyor.”

Kaynak Rekabeti ve Yeni Ticaret Modelleri

Raporda; su kıtlığı, yarı iletken üretimi, veri merkezleri, yüksek kapasiteli bataryalar ve savunma sanayii gibi alanlarda kritik kaynaklara erişimin stratejik öneminin arttığına dikkat çekiliyor. Bu rekabet, yeni üretim ve ticaret modellerinin doğmasına neden olurken, tedarik zincirlerinin de yeniden kurgulanmasını zorunlu kılıyor.

Bölgesel Görünüm: Dalgalı Ama Fırsat Dolu

  • Kuzey Amerika: ABD-Meksika-Kanada Ticaret Anlaşması’nın (USMCA) gözden geçirilmesi ve tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma süreci, belirsizliği artırıyor.

  • Asya-Pasifik: Ekonomik güvenlik öncelik kazanıyor; ülkeler ulusal güvenlik ile bölgesel entegrasyon arasında denge arayışında.

  • Orta Doğu: Bölgesel ve küresel aktörlerin pozisyon değişiklikleri, ekonomik rekabeti artırıyor.

  • Avrupa: İç siyasi ayrışmalar ve küresel güç kaymaları, ekonomik rekabet gücü üzerinde baskı oluşturuyor.

Türkiye İçin “Yatırım Göçü” Fırsatı

Raporda, küresel yatırımcıların istikrar, erişilebilir maliyet ve esneklik arayışının artacağı belirtilirken; Türkiye’nin bu süreçte üretim, lojistik, teknoloji ve doğrudan yabancı yatırım açısından öne çıkabileceği değerlendiriliyor. Özellikle sanayi, altyapı, enerji ve gayrimenkul odaklı yatırımlar için Türkiye’nin alternatif bir güvenli liman haline gelebileceği öngörülüyor.